Tüm Haberler

Haberler bizde…

Okuldan kaçan çocuklar

Eminönü Belediyesi’nce ilçedeki öğrencilere yönelik olarak düzenlenen konferanslara konuşmacı olarak katılan Umut Çocuklar Derneği Başkanı Yusuf Kulca, evden kaçan sokak çocuklarının bu alşkanlıklarına okuldan kaçarak başladıklarını belirtti.
Eminönü Belediyesi Kükayasofya Kültür Merkezi’nde ilkğretim ğrencisi çocuklara, sokak çocuklarının karılaştı tehlikeleri ve madde baımlıs çocukların sosyal hayata nasıl kazandırabileceğini anlatan Yusuf Kulca, sokak çocuklarının yüzde 92’sinin ilkokul mezunu yada ilkokuldan terk olduğunu belirtti. Sekiz yıllık eğitim sayesinde evden kaçak çocukların sayısında ciddi bir dş olabileceğini kaydeden Kulca, ‘Eğer biz çocuklarımızın tamamını sekiz yıllık eğitimden mezun edebilirsek, bugün evden kaçan ve sokaklarda yaşayan çocuklarımızın yüzde 92’sini azaltmş olabiliriz. ünkü bugün sokaklarda yaşayan çocuklarımız arasında orta ve lise mezunu çok kük bir orandır. Bunun için mutlaka ama mutlaka çocuklarımızın eğitimini tamamlamasını sağlamalıyız’ dedi.

Evden kaçan çocuklar kadar okuldan kaçan çocukların da toplum için ciddi bir sorun olduğuna dikkat çeken Kulcu, ‘Çocuk okuldan ya öğretmenini sevmediği için yada arkadaşlarından hoşlanmadı için kaçar. Özellikle ilkğretimde okuldan kaçmaya başlayan çocukların evden kaçarak sokakta yaşaması riski çok yüksektir. ğretmenlerimizin bu şekildeki riskli öğrencilerle özel olarak ilgilenmeleri ve aileleriyle de sorunu paylaşmaları gerekir’ dedi. 
Konferansın sonunda çocukların sorularını da yanıtlayan Kulca, yakınları arasında madde baımlısı yada sokakta yaşayan çocuk bulunanların Alo 183 Çocuk Hattı’nı arayabileceklerini söyledi.

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Eminönü | , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

1 Saatte emekli aylığı!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, sosyal güvenlik sisteminin bugünkü durumuyla sürdürülebilir olmadığını, yeni ve çağdaş kurumlara ihtiyaç olduğunu söyledi.

TBMM Genel Kurulu’nda ele alınan Sosyal Güvenlik Kurumu Yasa Tasarısı’nın tümü üzerinde AK Parti grubunun görüşlerini dile getiren Ankara Milletvekili Zekai Özcan, bugüne kadar Türkiye’de aynı primi ödeyen insanların, tabi oldukları sosyal güvenlik kurumları nedeniyle farklı sürelerde emekli olduğunu ve farklı maaş aldığını belirterek, yeni sistemle bu eşitsizlik ve dengesizliğin adil şekilde giderileceğini söyledi.

Sosyal güvenlik kurumlarını çatısı altında birleştirecek olan Sosyal Güvenlik Kurumu’nun daha özerk bir yapıya sahip olacağını vurgulayan Özcan, kurum başkanının bakana değil yönetim kuruluna hesap vereceğini kaydetti. Özcan, eleştirilerin aksine, teftiş kurulunun kaldırılmayacağını belirterek, muhalefetin tasarıya ciddi eleştirisi olmadığını anlattı.

AK Parti İstanbul Milletvekili Ünal Kacır da tasarı üzerinde kişisel görüşlerini ifade ederken, sosyal güvenlik sisteminin mevcut durumuyla sürdürülebilir olmadığını, yeni bir yapılandırılmaya gidilmediği takdirde çökeceğini ifade etti. Kacır, düzenlemenin reform değil, ”devrim” niteliğinde olduğunu savundu.

”MEVCUT SİSTEM SÜRDÜRÜLEBİLİR DEĞİL”

Hükümet adına konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu, konuşmasına başlarken, ”Gönül isterdi ki tüm vatandaşlarımızı ilgilendiren bu kadar kapsamlı bir düzenleme, iktidar ve muhalefet elbirliğiyle burada müzakere edilebilseydi” dedi.

Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin 50 yıllık mazisi olduğunu kaydeden Başesgioğlu, ancak çok eskilere dayanan lonca ve hayır teşkilatları olduğunu hatırlattı. ”Geleneksel dayanışma mekanizmaları, gelmekte olan dalganın yaratacağı olumsuzlukları karşılamaya yeterli değil” diyen Başesgioğlu, yeni ve çağdaş sosyal güvenlik kurumuna ihtiyaç olduğunu anlattı.

Mevcut sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilir olmadığına dikkati çeken Başesgioğlu, şöyle konuştu:

”Bugünkü sistemde herkes sosyal güvencede değil. Ayrıca, hizmetler arasında norm ve standart birliği bulunmuyor. En önemlisi de finansman açığı önemli boyutlara ulaşmış durumdadır. 2005 yılında sosyal güvenlik harcaması 58.5 katrilyon lira olmuştur. Bu da GSMH’nin yüzde 12.1′ine karşılık geliyor. Avrupa ülkelerinde bu oran, yüzde 30 civarındadır. Bizim sıkıntımız, borç stoku yüksek bir ülke olmamız ve borçlanmanın ekonomi üzerinde olumsuz etki yaratmasıdır. Yoksa, farklı durumda olsak bizim de sosyal güvenlik harcamalarını artırmamız gerekir.” Bakan Başesgioglu, mevcut sistemde 1.8 çalışanın bir emekliyi finanse ettiğini, dünya ortalamasının ise 4′e karşı bir olduğuna işaret ederek, önlem alınmaması halinde Türkiye’de bu oranın bir çalışana bir emekli haline geleceğini söyledi.

Sosyal güvenlik sisteminin yoksulluğu azaltma beklentisine dikkati çeken Başesgioğlu, ”Mevcut sistemimizin performansı bu açıdan hiç başarılı değil. Çünkü Hazine’den transfer edilen 23.3 katrilyon lira, sadece işveren, emekli ve çalışanlara gidiyor. Oysa ücretsiz aile işçisi, yevmiyeli çalışan mevsimlik işçi ve işsizler bundan pay almıyor” dedi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Başesgioğlu, sosyal güvenlik reformunun bir diğer ayağını oluşturacak olan primsiz ödemelerle ilgili düzenlemenin işsizliğin yarattığı yoksulluğu gidermeye dönük hükümler içereceğini kaydetti.

”ÖNERİLERİN YÜZDE 70′İNİ DÜZENLEMEYE YANSITTIK”

Sosyal Güvenlik Kurumu Tasarısı’nın, bugünkü sistemde ortalama 57 gün olan aylık bağlama süresini 1 saate indireceğini, il bazında örgütlenmenin yanı sıra nüfusu yüksek ilçelerde merkezler kurulmasını öngördüğünü anlatan Başesgioglu, TC Kimlik Numarası’nın sosyal güvenlik numarası olarak kullanılacağını ifade etti. Başesgioğlu, sosyal güvenlik kurumlarında çalışan 25 bin personeli kendi bünyelerinde tutacaklarını, ayrıca milletvekillerinin onaylaması halinde özlük haklarının düzeltileceğini bildirdi.

Murat Başesgioğlu, sosyal güvenlik reformunun 2002 yılı Aralık ayından beri kamuoyuna mal olduğunu ve tüm platformlarda tartışıldığını belirterek, kendilerine gelen 184 önerinin yüzde 65-70′ini tasarıya yansıttıklarını söyledi.

Tasarının, Türk bürokratları ve akademisyenlerinin emeği olduğuna işaret eden Başesgioğlu, ”Bunu rafta bulmadık, herhangi bir ülkeden model almadık. Zaten böyle, tek bir model de yok. Mükemmel olduğu anlayışında değiliz. Zamanla düzeltilecek yönleri olabilir” dedi.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandıktan sonra maddelerine geçildi. 3 bölüm halinde görüşülecek tasarının görüşmelerine yarın devam edilecek.

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | emekli | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

100 yaşını geçmenin sırrı

İnsanoğlunun en büyük hedeflerinden biri ve belki hatta başta geleni “ölümsüzlüğün” sırlarına ulaşmak. Bunu başarmak için de önce olabildiğince uzun ve sağlıklı yaşamanın sırlarını keşfetmek gerekiyor. Dünyanın her köşesinde, her gün, hiçbir masraftan, emekten kaçınılmadan sayısız araştırma yapılıyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, Mynet okurları için yazdı.

Bilimde ve teknolojide sağlanan ilerlemeler sayesinde, ortalama insan ömrü gelişmiş ülkelerde kadınlar için 80′i, erkekler için de 75′i buldu. Amerika’da 100 yaşını geçen, yani dalya yapan insan sayısı da her yıl %4.1 oranında artmakta.

Geçtiğimiz günlerde, Chicago Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada 1890-1900 yılları arasında doğmuş olan ve 100 yaşını geçen, yani dalya yapan ‘gençlerin’ uzun yaşama sırları araştırıldı ve gerçekten çok ilginç sonuçlarla karşılaşıldı.

100 YAŞINI GEÇEN DÖRT KİŞİDEN 3′Ü KADIN

Bu araştırmanın da ilk ve en önemli çarpıcı bulgusu, 100 yaşını geçenlerin %76’sının kadın olmaları. Bu aslında sürpriz bir sonuç değil.

Kadınların erkeklere oranla daha uzun yaşamalarının esas olarak her iki cins arasındaki biyolojik ve genetik farklılıklarla ilgili olduğu düşünülüyor. Ayrıca, kadın ve erkeklerin sosyal, kültürel, çevresel… bakımlardan değişik şartlara maruz kalmaları da elbette çok önemli.

İşte bu farklar nedeniyle, koroner kalp hastalıkları, hipertansiyon, kanser, KOAH… gibi hastalıklar erkeklerde daha fazla görülüyor ve daha ölümcül seyrediyor. Bu hastalıkların da sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık, stres… gibi erkeklerde daha fazla rastlanan risk faktörleri ile yakından ilgili olduğunu ise sanırım bilmeyen yok.

OCAK VE KASIMDA DOĞANLAR DAHA UZUN YAŞIYOR

Araştırmada, ocak ve kasım aylarında doğanların yaşama şanslarının nisan-haziran döneminde doğanlardan yüksek olduğu ve ülkenin Batı’sında doğanların 100 yaşını geçme şanslarının Doğu’sunda doğanlara göre 3 misli fazla olduğu da saptanmış. Avusturya ve Danimarka’da da ekim-aralık aylarında doğanların nisan-haziran aylarında doğanlara göre daha uzun yaşadığını gösteren başka bir araştırma da bu sonuçla uyum içinde.

İnsanların doğdukları mevsimde karşılaşacakları çevresel faktörlerin sağlığımızı belirli ölçüde etkilediği çoktan beri biliniyor. Mesela, çeşitli araştırmalarda ocak ve şubat aylarında doğanlarda beyin kanseri riskinin daha fazla olduğu, haziran ve temmuz doğumlularda ise şizofreninin çok daha ağır belirtilerle seyrettiği saptanmıştır.

Ben de bir araştırmamda, doğum ayı ile alerjik hastalık gelişme riski arasında bir ilişki olduğunu, yengeç burcunda doğanlarda astım riskinin kova burcundan olanlara göre 6 misli fazla olduğunu saptamıştım.

Mevsim farklılıklarına uygun olarak hayatın ilk aylarında maruz kalınan bakteri ve virüs enfeksiyonlarının, alerjenlerin, hava şartlarının (hava sıcaklığı, nem, basınç…) etkilerini yabana atmamalı diye düşünüyorum.

Benzer nedenlerle insanların doğdukları çevrenin şartlarının da yaşama süresinin belirlenmesinde rolleri olabilir. Burada kültürel, sosyal, psikolojik ve ekonomik faktörlerin mutlaka hesaba katılması gerekir. Mesela, hayatın ilk yılındaki beslenme ile ilgili özelliklerin yaşama süresini etkileyebileceği akla ve mantığa çok uygun geliyor. Nitekim, 100 yaşını geçenlerin çoğu büyük şehirlerde değil, çiftliklerde ve köylerde yaşayan ve doğal yiyeceklerle beslenen insanlar.

AİLENİN İLK ÇOCUĞU DAHA ŞANSLI

Çok çocuklu ailelerde ilk doğan kız çocuğun 100 yaşını geçme ihtimali diğer kız kardeşlerine göre 3 kat yüksek. İlk doğan erkek çocuk ise uzun yaşama bakımından diğer kardeşlerinden 2 misli fazla şansa sahip.

Bu da bence akla yatkın bir sonuç ve birçok nedeni olması mümkün bu bulgunun.

Burada, çocuk sayısı arttıkça ailelerin onlara olan ilgi ve ihtimamlarının da doğal olarak azalması önemli olabilir. Dolayısıyla bu çocukların çeşitli kazalara uğrama ve bunun sonucunda sağlıklarının çeşitli olumsuzluklara maruz kalma şansları da artıyor. Ayrıca, sonraki çocukların beslenme ve tıbbi bakımları da daha kötü olabilir. İlk çocuk en küçük bir rahatsızlıkta hemen doktora götürülürken, sonraki çocukların hastalıkları giderek umursanmaz olmaya başlar.

İlk çocuk doğduğunda anne ve babanın daha genç olmalarının da üzerinde durulması gerekir. Zamanla babanın spermlerinin ve annenin yumurtasının zarar görmesi mümkün ve bu yüzden de anne-babaların yaşları ilerledikçe çocuklarında genetik kökenli sağlık sorunlarının daha fazla olması akla çok yatıyor.

Yazı: ahmetrasimk@mynet.com

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Diğer | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Fatih’te kermes etkinliği

Fatih Belediyesi Kreş Müdürlüğü’nden kermes…
Fatih Belediyesi Kreş Müdürlüğü, 2005 – 2006 öğretim yılında, bahar şenliği etkinlikleri çerçevesinde ‘eğitime destek’ amaçlı kermes düzenledi.

Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’ndeki programda, kardeş yuva ilan edilen Beykoz Belediyesi kreş çocukları misafir edildi.

Atatürk ve şehitlere saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunmasının ardından başlayan programda açılış konuşmasını yapan Kreş Müdürü Kevser Şamlı, çocukların sunduğu etkinlikler sayesinde öz güven gelişiminin sağladığını belirtti. Şamlı, Beykoz Belediyesi’nin kreşi ile Fatih’in bugünden itibaren kardeş kreşler olduğunu söyledi.
Kermeste konuşan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, eğitime destek amacıyla yaptıkları çalışmaları dile getirerek, ihtiyaç listesi ile Fatih Belediyesi’ne müracaatta bulunan okulların taleplerinin, imkânlar dâhilinde yerine getirildiğini belirtti.

Programda sahneye çıkan 4–5 ve 6 yaş grubu minikler, hazırladıkları etkinlikleri ebeveynlerine ve davetlilere sundu. Beykoz Belediyesinden gelen misafir minikler de hazırladıkları şarkı ile davetlilerden büyük alkış aldı. Kermesten sağlanacak gelirin yine kreş öğrencilerinin eğitimine yönlendirileceği belirtildi.

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Fatih | , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Sürücülere 7 altın kural

Yağmurlu havalarda sürücülerin uyması gereken önemli kuralların başında, düşük hızla seyretmek ve takip mesafesini uzun tutmak geliyor. Konya Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, yağışlı havalarda en çok kazaya sebebiyet veren hatalar ve uyulması gereken kuralların, sürücüler tarafından bilinmesinin büyük önem taşıdığı belirtildi.

Yağmurlu havalarda görüş mesafesinin azaldığı, gözün çabuk yorulduğu ve yolların kayganlaştığı ifade edilen açıklamada, yağışlı havalarda güvenli yoluculuk için sürücülerin uyması gereken kurallar, ”7 altın kural” başlığıyla şöyle sıralandı: ”Yağışlı havada lastiklerin tutunma özelliği azalıp fren mesafesi uzayacağından, hız düşürülmeli ve takip mesafesi uzun tutulmalıdır. Su birikintilerine girildiğinde direksiyon sıkıca ve düz tutulmalıdır. Hız düşürmek için ayak gazdan çekilmeli, kaymayı başlatabilecek manevra ve frenden kaçınılmalıdır. Islak yolda önde giden aracın lastik izlerinin üzerinden gidildiğinde daha iyi bir tutunma sağlanacaktır.

Su dolu derin çukurlara girilmesi halinde, fren balataları ıslandığı için frenin tutunma özelliği azalır. Bunun için fren pedalına kısa bir süre hafifçe basılarak balataların kuruması sağlanmalıdır. Islak ya da su birikintisi olan yollarda, sürücü tarafındaki cam, bir iki parmaktan fazla açılmamalıdır.” Açıklamada, gaz ve debriyaj pedallarına tam bir hakimiyet kurabilmek için ayakkabı tabanı ve pedal lastiklerinin silinerek temizlenmesi gerektiğinin 6. kural olduğu, 7. kuralın ise viraj içinde veya kavşaklarda dönüş yaparken gereğinden fazla gaza basılmaması veya fren yapılmaması olduğu kaydedildi.

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Diğer | , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Erkeklerin top 10 yalanları

Başına istediğiniz renkten sıfat koyabilirsiniz ama yalan yalandır. Hem kadınlar hem de erkekler zorda kaldıklarında masum olduğunu düşündükleri yalanlara başvurabilirler ama nedense en klişeleşmiş olanları erkeklerin kadınlara söylediği yalanlar. İşte size erkeklerin ‘top ten’ yalan listesi.

1. Hayır hayatım, kilo almadın

Kadın, erkek arkadaşının karşısına geçer ve son zamanlarda şişman görünüp görünmediğini sorar. Bu durumda erkekler verecekleri dürüst bir cevabın ardından gerilimli dakikaların geleceğini bildiği için soruya verilebilecek tek doğru cevabı seçer: Hayır hayatım, tabii ki almadın.

2. Porno mu, iğrenç!

Herhalde bu kadınların yakışıklı dolu pembe dizileri sevmiyorum demesi gibi bir şey! İçinde bir şekilde seks olan her tür şeyin erkeklerin hoşuna gittiği gerçeğini kabullenmek istemeyen kadınlar bu yalanı çok sık duyuyor olmalı.

3. Bunu sonra konuşalım

Ortamdaki gerilimi dağıtmak ve muhtemelen unutturmak için söylenen bu sözler, önemsiz konularda çok işe yarıyor olabilir ama ’sonra konuşuruz’ diye geçiştirilen konuların arasında önemli olanlar da yer alıyorsa bunların birikmesi ilişkiye ciddi zararlar verebilir.

4. Lopez’den ne eksiğin var

İltifatların en güzelleri ne yazık ki yalanlardan oluşuyor ama bu durumun değişmesini ne erkekler ne de kadınlar ister. Abartılmadığı sürece havalı bir Hollywood yıldızına benzetilmekten hangi kadın hoşlanmaz ki?

5. Yemeklerine bayılıyorum

Yemek kitabına bakmadan yumurta bile kıramayan kadınların düşünceli sevgilileri, onlar kırılmasın diye bu beyaz yalana başvurabilir. Üstelik kendileri için öyle ya da böyle yemek yapan bir kadını da hoş tutmak lazım, değil mi?

6. Başka kadınlardan bana ne!

Kadınlar tek olduğunu hissetmek ister, sevgililerinin aklında kanlı canlı başka bir kadın gibi hayali bir kadın olmasına da tahammül edemezler. Ama erkekler için başka kadınları düşünmek masum bir şeydir ve kılıfı da hazırdır.

7. Tıraş bıçağımı kullanabilirsin

Kadınları bir Tanrıça gibi hayal etmeye alışık erkekler için, onların da tıraş bıçağına ihtiyaç duyduğunu bilmek bile yeterince kötü. Ama olay anının şokuyla, içlerinden bir daha böyle bir şey istememenizi umarak, onunkini kullanmanıza izin vermiş olabilirler.

8. Meg Ryan filmlerini seviyorum

Kadınların romantik komedi filmlerine olan aşkını bilen pek çok erkek, bu filmleri sevmediğini söyleyerek gerginlik yaratmak yerine sevgililerini böyle filmlere götürerek onları mest etmeyi tercih ediyor.

9. Ailenle zaman geçirmeye bayılıyorum

Erkekler eğer ilişkilerine önem veriyorlarsa sevgililerinin ailesinin yanında kendilerini ne kadar rahatsız hissederlerse hitsetsinler yine de onlarla zaman geçirmeye çalışırlar. Çünkü sevgililerinin mutluğu ve dolayısıyla onlarınki için bu çok önemlidir.

10. Özür dilerim

Dürüst olarak söylendiği zamanlar dışında tartışmaları kapatmak için çok etkili olan bu iki sözcük, o an için anlamını tam karşılamaz ama durumu kesinlikle yumuşatır.

Kaynak:www.hurriyet.com.tr

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Diğer | , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Zayıflamak yüzde 50 daha kolay

Laboratoire Physcience (LP) ürünlerinden bir kutu alan herkes, LP’nin anlaşmalı güzelik ve diyetisyen merkezlerinden birindeki diyet programına % 50 indirimli katılabilecek.

Haziran 2007′ye kadar devam edecek kampanyaya katılmak için, zayıflamanın en büyük yardımcılarından, tokluk hissi veren ‘Success 10/10′ veya ‘Pectiligne’, yağ emilimini % 35 azaltan ‘Excess Pill Calblocker’, şişkinlik ve ödem sorunlarına yönelik olan ‘Water Pill’, yaşlanmayı geciktirmeye, kalp damar sağlığını ve her çeşit kanser riskini azaltmayı destekleyen Antioxiane’, menepoz dönemi sıkıntıları için ‘Sojyam’ veya saç dökülmesi gibi saç sorunlarına yardımcı olan ‘Capilecia’ ürünlerinden birini almanız yeterli.

Başlangıç olarak İstanbul, İzmir ve Ankara illerimizi kapsayan kampanyada ayrıca, LP ürünlerinden herhangi birini alan herkes, Diyetisyen Nil Şahin Gürhan’ın bir LPG programına % 40 indirimli katılabilecek.

Kampanyaya dair detaylı bilgileri ve anlaşmalı merkezleri 0216 380 22 67 no’lu telefon numarasından öğrenebilirsiniz.

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Diğer | , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Ücretsiz diş taraması başlıyor

Türk Periodontoloji Derneği 06-25 Kasım tarihleri arasında düzenlenen ”Ağız Sağlığı Haftaları” kapsamında yurt genelinde ücretsiz ağız ve diş sağlığı muayenesi yapılacak.

Türk Periodontoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Yaşar Aykaç, Türkiye’deki ağız sağlığı bilincinin yerleştirilmesinin amaçlandığını belirtti.

Aykaç, Türkiye çapında 3 bin civarında diş hekiminin katılımıyla gerçekleştirilecek ”Ağız Sağlığı Haftaları” ile bu yıl 180 binden fazla kişiye ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.

Türkiye’deki ağız ve diş sağlığı verilerinin tehlikeli boyutlara vardığını ifade eden Aykaç, kalp hastalıkları, şeker hastalığı gibi hastalıkların ve düşük ağırlıklı bebek doğumlarının ağız sağlığıyla doğrudan ilişkisi olduğunu söyledi.

Aykaç, diş eti hastalığı olan bireylerde koroner damar hastalıklarının daha sık görüldüğünü vurgulayarak, ”Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda vücut sağlığı aslında ağız sağlığından başlıyor” dedi.

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Diğer | , , , , , | Henüz Yorum Yok

Karnında ur var dediler bebek çıktı

Arnold Schwarzenegger”in ‘Ufaklık’ filmindeki gibi Hindistan”ın Nagpur kentinde yaşayan Sanju Bagat”ın karnı birkaç ay içinde hızla büyüdü.

Arkadaşları ‘Hamile misin?’ diye alay bile ettiler. Birgün nefes darlığı çekince hastaneye kaldırıldı. Doktorlar ‘Karnında tümor var’ dedi. Ameliyata alınan Bagat”ın karnında tümör yerine bir insana rastlandı..

ŞİMDİYE KADAR 90 ÖRNEĞİ VAR

Başında saçları, kol ve bacaklarında ise kas oluşumları gözlenen insanın kalbi karından çıkarılınca durdu. Doktorlar bunun tıp tarihinde 90 kez görülmüş “fetus in fetus” vakası olduğunu belirledi. Yani Bagat, 36 yıldır ikiz kardeşini taşıyordu… Kardeşi, göbek bağı ve kan damarlarıyla gelişmiş ve Bagat”ın karnının şişmesine yol açmıştı.

Kaynak: Vatan gazetesi

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Erkek Sağlığı | , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

İtfaiye eri ucuz kurtuldu

Eminönü’nde bir iş hanında çıkan yangın sırasında bir itfaiye erinin elindeki hortuma tazyikli su verilince, suyun tramvay tellerine sıçraması sonucu patlamalar meydana geldi. Yangına müdahale etmek isteyen itfaiye eri ise akıma kapılma tehlikesi yaşadı.

Edinilen bilgiye göre, Sirkeci Muradiye Caddesi üzerindeki 4 katlı bir iş hanının çatı katında akşam saatlerinde yangın çıktı. Yangın kısa sürede çatıyı sararken, çıkış nedeni henüz belirlenemeyen yangına Fatih Belediyesi’ne bağlı itfaiye ekipleri müdahale etti. Olay yerine gelen ekipte görevli bir itfaiye eri, itfaiye merdivenine çıkarak alev alev yanan çatıya su sıkmak istedi.

Vananın başındaki görevli suyu aniden verince tazyikli su itfaiye erinin kontrolünden çıkarak tramvay hattındaki elektrik tellerine sıçradı. Suyun etkisiyle yüksek gerilim hatlarında art arda patlamalar meydana geldi. Merdivendeki görevli neye uğradığını şaşırıp kısa süreli bir şok geçirdi. Şokun etkisiyle hortumu bırakıp ellerini havaya kaldıran itfaiye eri, kısa sürede kendisini toparlayarak yangına müdahale etmeye devam etti.

Bu sırada yangını izleyen bazı vatandaşlar olay yerinden kaçarken, bazılarının ise yemek yiyerek yangını izlemeye devam etmesi ortaya ilginç görüntüler çıkardı. Yangın, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle kısa sürede söndürüldü.
Öte yandan, yangın nedeniyle tramvay seferleri durdu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Temmuz 31, 2008 Yazan: Haberci | Eminönü | , , , , , | Henüz Yorum Yok