Hürriyet rezil-rüsva oldu
G.Saraylı bir taraftar, msbnews adlı varolmayan site yarattı… Ronaldinho’yu Fener’e getirdi. Hürriyet balıklama atladı.
56 milyon euro önermiş!
Cumartesi, Hürriyet okuyanlar gözlerine inanamadı. msbnews internet sitesi kaynak gösterilerek verilen habere göre, F.Bahçe, Ronaldinho’ya 56 milyon Euro önermişti. Barcelona Başkanı da transferi doğrulamıştı. Haber doğru muydu? Tabii ki hayır… İşte tarihi asparagasın gerçek ve çarpıcı hikâyesi:
Yanlış ismi bile farkedemediler
Bir taraftar, transferle ilgili yazdığı İngilizce metni, msbnews.com adresli ara yüz yaratarak sanal ortama taşıdı.
Başkan Laporta’nın adını da, “Kapı” anlamına gelen “La Porta” olarak yazdı… Bunu farkedip haberi almayacaklarını düşünüyordu.
Hürriyet hem haberi aldı, hem başkanın adını yanlış yazdı…
İşte o haber
Kaynak: www.internetspor.com
Çekirge’nin arka kapı yalanı!
Hürriyet’in Hayrünisa Hanım’ın GATA’da tedavi gören eşi Dışişleri Bakanı Gül’ü ‘arka kapıdan’ gelerek ziyaret edebildiği iddiası yalan çıktı. Dışişleri Sözcüsü Tan, Hayrünisa Hanım’ın eşine tedavi boyunca refakat ettiğini açıkladı
Hürriyet Gazetesi’nde ilk yşazısı yayınlanana gazeteci Fatih Çekirge’nin ilk yazısında ‘başörtülü Harünisa Gül, GATA’da ameliyat olan eşini, üst düzey komutanların özel izniyle arka kapıdan gelerek bir kez ziyaret ettiği’ haberi yalan çıktı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Hayrünisa Hanım’ın 18 Mart-24 Mart arası GATA’da yatarak tedavi gören eşi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bu süre boyunca eşlik ettiğini açıkladı.
İLK YAZISINA TEKZİP GELDİ
Türkiye dün Hürriyet Gazetesi’nin sürmanşetten verdiği bir haberle 28 Şubat sürecinin gergin günlerini hatırladı. Fatih Çekirge’nin Perde Arkası köşesinde yazdığı, ‘Arka kapıdan gelen ziyaretçi’ başlıklı haberde başörtülü olan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünisa Gül’ün GATA’ya ‘arka kapıdan’ ve ‘özel izinle’ eşini ziyaret edebildiği iddia ediliyordu.
HİKAYESİNİ BİLE YAZDI!
Hayrünisa Hanım, kulak rahatsızlığından dolayı GATA’da ameliyat olan Bakan Gül’ün eşini ‘üst düzey komutanların izniyle’ ziyaret edebildiğini anlatılarak, bir de olayın ‘hikayesi(!)’ anlatılıyordu. Çekirge, Hayrünisa Hanım’ın GATA’nın arka kapısından komutanlara tahsis edilen 7′nci katta tedavi gören eşini bir kez ziyaret ettiğini yazdı.
Ancak, Çekirge’nin bir de ‘üst düzey’ isimsiz bir komutana dayandırdığı haberinin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan’ın dün yaptığı açıklamayla ‘asparagas’ olduğu ortaya çıktı.
Sözcü Tan yalanladı
Sözcüsü Namık Tan, yaptığı yazılı açıklamada ‘Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nde (GATA) tedavi gördüğü sırada, eşi Hayrünnisa Gül’ün hastaneye ‘arka kapıdan’ alındığı yönündeki haberin doğru olmadığını” bildirdi. Tan, açıklamada, şunları kaydetti:
“Sayın Bakanımızın, GATA Hastanesi’ne yattıkları andan taburcu edilmelerine kadar geçen ve kendilerine gösterilen ihtimama şükran duydukları tedavi süresi boyunca eşleri Sayın Bakanımıza devamlı refakat etmiş ve hastaneye ‘arka kapıdan’ alınmaları hiçbir durumda söz konusu olmamıştır.”
Tunus ziyaretinin ardından, üst solunum yolu enfeksiyonu ve uçaktaki basıncın iç kulakta yarattığı travma nedeniyle GATA’da tedavi altına alınan ve bir operasyon geçiren Gül, 24 Mart’ta taburcu olmuştu.
Kaynak: www.yenisafak.com.tr
Güler Kömürcü’den Star gafı!
“Barzanici” ifadesini AK Parti Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan için kullanmış Güler Kömürcü.. Belli ki bir hıncı var, AK Parti iktidarını İhsan Aslan’la vurmaya çalışıyor:
- “AKP içindeki BARZANİSEVER lobinin önde gelen ismi, Mazlum-Der eski Başkanı, Erdoğan”ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde “belediyenin hatırı sayılır müteahhitleri arasında” yer alan, oğlu Mücahit ASLAN”ı Erdoğan”a “hizmet etmesi için” görevlendiren Diyarbakır Milletvekili İhsan ASLAN”ın STAR TV”nin yönetimde (hangi imtiyazla? Meçhul!) söz sahibi olduğu iddia ediliyor.
İhsan Aslan’ın STAR TV ile hiç ilgisi yok aslında. Doğan Grubu’nun satın aldığı bir televizyonda, İhsan Aslan nasıl söz sahibi oldu bilen varsa belir gelsin!
Fotospor’dan yılın asparagası
Fotospor yapılmayanı yaptı ve gerçek olmayan bir haberi hileli fotoğraflarla okurlarına gerçekmiş gibi sundu.
jurnal. net sitesinde yeralan habere göre,Fotospor, 8 Haziran tarihli sayısında Fenerbahçe’yle ilgili bir transfer haberini sürmanşetten verdi. Haberde Mutluhan Suner’in Hernan Crespo ile Gökhan Güçkaya’nın da Roberto Carlos ve Sol Campbell ile çekil(me)miş fotoğrafları yer alıyor. Adı geçen yabancı futbolcuların Fenerbahçe’ye geleceği iddia ediliyor. Oysa ne fotoğraflar ne de haber gerçeği yansıtıyor.
İlk fotoğrafın orijinalinde, Hernan Crespo’nun yanındaki kişi ondan imza isteyen bir hayranı görülüyor. İkinci fotoğrafta ise, Gökhan Güçkaya’nın Roberto Carlos ile çektirdiği iddia edilen fotoğrafın gerçeğinde ise Maradona ve Parreira yer alıyor.
Halk
Atabey Çetesi”nin lideri olduğu gerekçesiyle tutuklanan Yüzbaşı Murat Eren’in ifadesi Sabah’ta ve Hürriyet’te çok farklı çıktı. İki gazetenin tek ortak noktası yüzbaşının bombaların saklandığı eve üyelerin kadın getirmemesi isteği oldu. Bu ortak noktanın haricinde Eren’in sözleri iki gazetede tamamen farklı yazılmış. Hürriyet’te Nurettin Kurt imzalı haberde Zapsu’nun sözleri ve komutanlara yapılan haksız ithamlar ön plana çıkarken, Sabah’ta ise bu konuyla ilgili hiç bir beyanatın bulunmaması dikkat çekti. Sabah’ta Eren’in ifadesine göre amaç sadece PKK’ya karşı mücadele imiş.
İşte Hürriyet’in haberi
Eryaman’da operasyonunda tutuklanan Özel Kuvvetler Komutanlığı”nda görevli Pilot Yüzbaşı Murat Eren, ifadesinde, “Son dönemdeki TSK”ya ve personeline yönelik olumsuz ithamları sindiremiyordum. Ülke için bir şeyler yapılabilir mi duygusuna kapıldım” diye konuştu. Tutuklanarak Mamak Askeri Ceza ve Tutukevi”ne konulan Yüzbaşı Murat Eren”in ifadesini Hürriyet ele geçirdi. İşte ifade:
SİNDİREMEDİM
Tamamen vatanını, milletini seven ve bu konuda kendi inisiyatifiyle birşeyler yapmak isteyen şu anki düşünceme göre biraz da maceraya dönük bir hareket olduğunu belirtmeliyim. Türkiye”nin yönetiliş biçimini ve götürülmek istendiği noktayı çok aydınlık görmüyorum. Ancak söylenmek değil elimi taşın altına sokmak istiyordum. Son dönemdeki TSK”ya ve personeline yönelik olumsuz ithamları ve değerlendirmeleri sindiremiyordum.
HAKARET ALGILADIM
Başbakan yakınlık duymuyorum. Ama bu ülkede Başbakanlık yapan birine karşı danışmanı Cüneyd Zapsu”nun “bu adamı deliğe süpürmeyin kullanın” sözlerini ben hakaret olarak algılıyorum. Yine Şemdinli olayları nedeniyle, komutanlarımıza yönelik haksız iddia ve ithamlar da beni aynı şekilde üzdü. Pilot olduğum için ortak göreve gittiğim MAK Alay Komutanlığı”nda görevli Astsubay Üstçavuş Erkut Taş ile tanıştım. Mutlaka birilerinin bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyordum. Aralık 2005 ayında sesimizi duyurmamız gerektiğini Erkut”a ifade ettim. Erkut da bana olumlu yanıt verdi, “yapalım komutanım” dedi. “Ben malzemeleri toplarım” dedi. Düşünceyi Kurmay Pilot Üsteğmen Yakup Yayla”ya da açtım. Kerhen “evet” dedi. “Ben de varım” dedi.
HEDEF ARADIM
O dönemde internetten bir mail geldi. BİM alış-veriş merkezinin sahibi Cüneyd Zapsu”nun Kürt milliyetçisi olduğu, Türkiye”nin aleyhine çalıştığı belirtiliyordu. BİM mağazalarına bomba koyarak sesimizi duyurma kararını netleştirdim. Bunu hemen Erkut ve Akkaya ile paylaştım. Önce ürperdi sonra bana “Sen varsan ben de bu işte varım” dedi.
İFADESİNDEN
Garibanların camı diye bombalamadık
Kızılay BİM mağazasına bomba koymaya karar verdik. Bombayı koyunca belki size komik gelebilir, ama insanların evlerinin camları kırılacak, ertesi gün camcıyı nereden bulacaklar gibi ince düşüncelerle vazgeçtik. İki-üç mağaza bombalanınca “neden BİM mağazası bombalandı?” denilecek, medya Zapsu”yu irdeleyecek belki de danışmanlık görevine son verilecekti. Parasını ödeyip birkaç Aselsan telsiz almıştık. Bombaları Erkut hazırlayacaktı. C-4, mayınlar ve hakem bombalarının barutları ve diğer malzemeler Erkut tarafından temin edilmişti. Bunların bir kısmı operasyonlar sırasında kendisine görevi nedeniyle verilen malzemelerdi. Bir kısmı da operasyonlarda ele geçirilip teslim edilmeyen malzemelerdi. Bombalar hazırlandı ama insanlara zarar vereceği düşüncesiyle yılbaşında bombayı koymaktan vazgeçtik. Kişisel bir hedef arayışına girdik.
Bombalı eve karı kız getirme
Bombaları ve diğer malzemeleri saklamak için en uygun yer Yunis Akkaya”nın Eryaman”daki eviydi. Bombaları Eryaman”daki evine koyduk. Ben Yunis Akkaya”ya özellikle o dönem içinde eve karı-kız getirmemesini tavsiye ettim. Çünkü bir şeyler hissetmiştim. Bir gün evden ayrılıyor gibi yaptım. Arabam ile evin yakınlarında bekledim. Kısa süre sonra şirket arabası ile şirket çalışanının eve bir kadın getirdiğini tespit ettim. Aracı süren kişi beni fark etti ve evi terk etti. Yunis”a telefon açarak kapıyı açmasını söyledim. Yanına gittiğimde çok kızdım. Ve “Kimlerle yola çıkmışım” dedim.
Yunis Abi”yle müdüre gittik
Yunis Akkaya”nın tanıdığı Merzifon Emniyet Müdürlüğü yapan Raşit Çavdar idi. 2006 Ocak-Şubat ayı içerisinde Yunis Abi ile birlikte Merzifon”a Raşit Çavdar Müdür”ün yanına gittik. Ona yapacağımız eylemler konusunda bilgi verdik. Başlangıçta “İyi olur” türünde yaklaşım sergiledi. Bizim niyetimizin ciddi olduğunu anladıkça bu sefer biraz tedirgin oldu. “Bu işlerde dikkatli olmak lazım. Biraz daha düşünmek lazım” diyerek geri adım attı ve fazla renk vermedi. “Bu konuyu bir de Çorum”daki Celal Müdür”le görüşmemizi” söyledi. Biz de Çorum”a giderek Celal Müdür ile görüştük. Ona her şeyi anlatmadık sadece vatan millet için bir şeyler yapmayı planladığımızdan bahsettik. O da çekimser kaldı.
Komutanların emrini sordular
Polisteki sorgum sırasında sürekli üst komutanlardan emir alıp almadığım soruluyordu. Nitekim yarım saat kadar son dönemde meydana gelen Sauna, Danıştay ve Vakıfbank ATM”nin soyulmasında askeri personelin yer aldığı hatırlatılarak, bu olayın da o olayla benzediği, benim de özel kuvvetlerde görevli olduğum hatırlatılarak ısrarla bu olayların bir tesadüf olmayacağı, bunların tek bir kaynaktan emir alan kişilerce gerçekleştirildiği, bir hücreleşme söz konusu olduğunun düşünüldüğü, dolayısıyla emir veren bir üst merci olduğunu dayatarak bu isim ya da kimler olduğu özellikle öğrenilmek istendi. Ben böyle bir isim olmadığını olayın tamamen kişisel nitelikte olduğunu söyledim.
İşte Sabah’ın haberi
Yüzbaşı Eren ile 2 astsubay hakkında askeri mahkemeden sonra sivil mahkemede de tutuklama kararı çıktı. Yüzbaşı Eren, patlayıcılarla ilgili olarak “Kendimize göre PKK’yla mücadele yöntemi geliştirdik” dedi.
Atabeyler çetesi üyesi oldukları gerekçesiyle düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 4′ü asker 11 kişiden 3′ü asker 4 kişi, “Ülke birliğini bozmaya yönelik örgüt kurma ve patlayıcı madde bulundurma” suçları ndan tutuklandı. Tutuklanan askerlerin yüzbaşı Murat Eren, astsubaylar Erkut Taş ve Yasin Yaman olduğu öğrenildi. Danıştay saldırısının ardından yapılan Atabeyler operasyonu, 18 Mayıs’ta emniyet istihbarat birimine gelen “Vatan Sever” rumuzlu e-mail ile başladı. 31 Mayıs’ta Ankara’da düzenlenen operasyonlarda 9 ayrı yere düzenledikleri baskınlarla
Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, Başbakan’ın konvoyuna suikast girişimi dahil bir çok paramiliter faaliyet planladığı iddia edilen 4′ü asker 11 kişiyi gözaltına aldı, çok sayıda patlayıcı ve kroki ele geçirildi. Ancak baskın sonrasında kimliği belirsiz kişilerin operasyon detaylarını zarf içinde bazı gazetelere servis yapması, soruşturmaya yönelik kuşkular doğmasına neden oldu. Operasyon sonrasında hem askeri hem de sivil mahkeme tarafından tutuklanan Yüzbaşı Eren’in, “Bu patlayıcıları PKK’ya karşı mücadelede kullanmak için saklıyorduk. Kendimize göre mücadele yöntemi geliştirdik” dediği öğrenildi. Herhangi bir suikast ya da bombalama hazırlığı içinde olmadığını belirten Eren, Cüneyt Zapsu’nun sahibi olduğu BİM mağazasıyla ilgili şunları anlattığı öğrenildi: “Patlayıcıların mağaza ile ilişkilendirilmesi yanlış. Biz mağaza sahibinin davranışlarını tasvip etmedik. Ve çevremizdekilere ‘Buralardan alışveriş yapmayın’ diye uyardık.”
‘BU EVE KIZ ATMAYIN’
İçişleri Bakanı Aksu’nun oğlu ve şovmen Mehmet Ali Erbil’e suikast planları olmadığını söylediği belirtilen Eren’in, başbakanın evinin krokilerin kendilerine ait olmadığını kaydettiği belirtildi. Eren’in daha önce pansiyoner olarak kullandıkları eve patlayıcı maddeleri gizlemelerinin ardından arkadaşlarına “Kesinlikle bu eve kız atmayın. Malzemelerden şüphelenen biri bizi ihbar edebilir” diye uyarıda bulunduğu öğrenildi.
Genelkurmay Sabah’ı yalanladı
Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yapılan açıklamada şöyle denildi: “Bugünkü bir günlük gazetede ‘Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bir Tuğamiralin üstleriyle girdiği bir tartışma sonucu istifa ettiği’ şeklinde bir habere yer verilmiştir.
Söz konusu haber doğru olmayıp, gerçeği yansıtmamaktadır. Adı geçen Tuğamiral tamamen şahsi ve ailevi nedenlerle istifasını vermiş ve istifası kabul edilerek, 18 Nisan 2006 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ilişiği kesilmiştir.”
Sabah Gazetesi’nde çıkan manşet haberde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Harekat Eğitim Daire Başkanı Tuğamiral Şems Aktuğ’un, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne muayene için gittiği, burada bir doktorla tartıştığı, bunun üzerine Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Koramiral Feyyaz Öğütçü’nün, Tuğamiral Aktuğ’u arayarak tartıştıkları, bunun üzerine Tuğamiral Şems Aktuğ’un istifa ettiği bilgisine yer verilmişti.
Hürriyet’in haberi fos çıktı
İletişim Bilimleri Profesörü Ali Atıf Bir’in gazına gelen Hürriyet, belki de tarihinin en büyük gafını yaptı. Gafı, Zaman gazetesinden Turan Alkan kendine has üslubuyla değerlendirdi.
——–
31 Mart: Ne kutla, ne de unut!
Şu meşhur, ‘31 Mart’ı kutlamışlar da haberimiz olmamış’ haberi fos çıktı; fakülte yetkilileri hadiseyi tekzib ettiler. Kaldı ki böyle bir haberin 15 gün uykuda kaldıktan sonra birden hatırlanıvermesi de dikkat çekiciydi.
İlk duyduğumda, ‘vay canına yahu’ diye düşündüm, ‘demek bu ülkede tarih okuyan, bazı tarihlerde yıldönümü tertipleyecek kadar tarihi ciddiye alan öğrenciler var!’ Demek bazı öğrenciler 31 Mart hadisesinin ayrıntılarını okumuş, ve nasıl yorumladılar ise orada yâd edilmeye değer şeyler fark etmiş?
Kaldı ki bugüne kadar cereyan eden onca mürtecî gösteri ve eylemde 31 Mart’ın hatırlanmaması da ayrıca pek ilginçtir.
Bu bakımdan öğrencileri takdir ettiğimizi var sayalım lâkin yine de mühim bir sakatlık görünüyor bu kutlama haberinde: 31 Mart Vak’ası, Rûmi tarih itibariyle 31 Mart 1325 tarihinde cereyan etmişti; bu tarih günümüzdeki takvime göre 13 Nisan 1909′a tekabül ediyor. Tarih bilinci bu kadar yüksek çocukların (veya haber fabrikatörlerinin) bu ayrıntıyı bilmeleri gerekmez miydi?
Haber yalanlandı; peki, günün birinde böyle bir hadisenin cereyan etme ihtimali yok mudur? Pekâlâ mümkündür; hele, haber doğru kabul edilerek mangalda kül bırakmayan nice köşe yazısı yayınlandıktan sonra aklıevvelin biri, seneye böyle bir gariplik tertiplemeye kalkışabilir; burası Türkiye çünkü. Yanlış yönlendirilen din ve mukaddesat gayretlerinin ne türlü çirkinliklere yol açtığını gayet iyi hatırlarız.
Tam bu noktada farazi bir hukuk problemi ortaya çıkıyor; diyelim ki partilerimizden birisi Hürriyet ve İ’tilaf Fırkası’nın kuruluş yıldönümünde bir kutlama programı düzenledi; müeyyidesi nedir? Diyelim bir başka kuruluş Halaskâr Zabitan hareketini tebcil için veya şu meşhur Bâbıâli baskınını yâd etmek için (fantazi kabul etmeyiniz; günümüzde Bâbıâli baskınını yapanların kafa yapısını devam ettiren pek çok ‘yarı sivil’ örgüt faaliyet gösteriyor) bir anma günü tertipledi; ne yapılır? Kanunun suç saydığı fiilleri övmek bir başka suçtur, âmennâ fakat, her tarihî hadise hakkında (lehte veya aleyhte) kanun veya mahkeme hükmü nereden bulunur? 31 Mart Vak’ası’nı, örfi idare mahkemesi kovuşturmuştu; ol mahkemenin hükmü berdevam mıdır; eğer öyle ise Nemrud Mustafa Divan-ı Harbi’nin kararlarına da meşruluk atfedecek miyiz?
Bu haber, tam ‘bir ok attım kebab oldu’ mahiyetini taşıyor!
Haberin doğru olmaması yürek ferahlatıcıdır: 31 Mart Vak’ası kutlanması gereken bir hadise değildir; bilakis üzerinde derin derin düşünülmesi, döne döne kafa yorulması gereken bir fitnenin sembolüdür. Okul kitaplarına uluorta yazılageldiği haliyle tamı tamına bir irticâ ayaklanması şeklinde nitelenemeyecek kadar karmaşık, aradan geçen bir asra rağmen hâlâ gerçek failleri ve sebebi ortaya konulamamış bir siyasi çatışmadır ve bu çatışmada Osmanlı ordusu ikiye bölünüp Taksim’deki Taşkışla civarında vuruşmuştur. 31 Mart bu haliyle bir iç harp manzarası dahi gösterir. Bazı isyancıların olay esnasında dini bir retorik kullanmalarına rağmen bu fitneyi, dini değil siyasi mahiyette algılanmak icab eder; isyanı başlatan Avcı Taburlarının kimlerden ve hangi maksatla talimat aldıkları bugüne kadar aydınlatılamadığı gibi hadise esnasında İstanbul’un yüksek rütbeli ulemâsı isyanı kınamışlardır.
Madem söz açıldı fikrimi söyleyim: 31 Mart hadisesini kutlamak çok berbat bir fikirdir ama unutmak anlamında değil; aksine hadiseyi en geniş şekliyle tahlil etmek farz-ı ayın derecesindedir. Bu isyandan sonra Osmanlı ordusu gündelik siyasetin içine daha çok bulaşmak zorunda kalmış, İttihat ve Terakki Cemiyeti ise bütün siyasi muhaliflerini bertaraf etmek fırsatını ele geçirmişti. ‘Kim kârlı çıktı?’ hesabıyla yapılacak bir 31 Mart analizi pek şaşırtıcı sonuçlar doğurabilir.
Turan Alkan
Zaman
Sabah’ın büyük yalanı!
Sabah, “Carlos” fiyaskosunun üzerinden tam atmışken yine kendi haberini yalanlamak zorunda kaldı. 16 Mart tarihli gazetinin ”Sabah’la Günaydın” ekinde Bülent Cankurt imzalı “Aldatma Şoku” başlıklı haber, ani bir kararla gece baskısında değiştirildi ve yerine başka bir haber konuldu. Bu ani değişikliğe rağmen Sabah, bazı şehir baskılarının dağıtımında geç kalması nedeniyle iki farklı manşetle çıkmış oldu. Değiştirilen haberde ise Cem Boyner’in eşini aldattığı bu nedenle de eşi tarafından evi terketmesi istendiği yazılıyordu.
Ve dilenen özür!
İşte değişen baskıdaki Boyner haberi…
Bugünlerde sosyetede, çok az kişinin bildiği ama her duyanın şoke olduğu bir dedikodu dolaşıyor. Cem Boyner, yasak bir aşk yaşamış ve eşi Ümit Hanım da bunu öğrenmiş. Cem Bey, eşiyle barışmak için Mustafa Koç ve eşi Caroline Hanım’dan yardım istemiş ama Ümit Hanım geri adım atmamış
Sosyete dünyasından sürekli aldatma, ayrılma, boşanma dedikoduları kulağıma gelir ama bunların arasında çok azı beni şaşırtır. En son Cem-Bettina Hakko çiftinin arasına bir kadın girdiğini duyduğumda çok şaşırmıştım; ki Hakko çiftinin evliliklerini sekteye uğratan bu dedikoduyu detaylarıyla yazdığımda birçok kişi de en az benim kadar bu işe şaşmış kalmıştı.
Önceki gün yine benzer bir dedikodu daha duydum ve ağzım bir karış açık kaldı. Kulağıma gelen dedikodu Cem Boyner’in eşini aldattığı ve eşi Ümit Hanım’ın da bunu öğrendiği yolundaydı. Önce ‘Kim çıkarıyor böyle dedikoduları’ deyip inanmadım ama sonra üç farklı kaynaktan aynı şeyi duyunca yazmaya karar verdim.
CEM BOYNER HATASINI ANLAMIŞ
Söylenenlere göre, Boyner Holding’in patronu Cem Boyner, bir süredir adını öğrenemediğim genç bir kadınla gizli aşk yaşıyormuş. Cem Bey’in bu yasak aşkı sonunda Ümit Hanım’ın da kulağına gitmiş. Bunun üzerine Ümit Hanım, ‘Artık seninle aynı evi paylaşamam’ deyip Cem Bey’den evi terk etmesini istemiş. Mecburen evi terk eden Cem Bey yaptığı hatanın farkına varmış ve şimdi hatasını telafi etmenin yollarını arıyormuş. Ümit Hanım’a ne dediyse ikna edemeyen Cem Bey sonunda yakın dostu Mustafa Koç ve Caroline Hanım’dan yardım istemiş. Koç çifti de; yaklaşık 10 gün önce Boyner çiftini barıştırmak için evlerine davet etmiş. Mustafa Bey ve Caroline Hanım yakın dostlarının barışması için uzun süre dil dökmüş ama nafile; Ümit Hanım, geri adım atmamış. Şu anda Cem Bey, kendini affettirme çabalarını sürdürüyormuş.
EŞLERİNDEN BOŞANIP EVLENMİŞLERDİ
Cem-Ümit Boyner çiftinin ne aşamalardan sonra evlendiklerini ve aralarında ne büyük bir aşk olduğunu çok iyi bildiğim için başta bu habere inanmakta zorlandım. Cem Boyner, Ümit Hanım için üç çocuğunun annesi Bilgün Dereli’den boşanmış, Ümit Hanım’da Cem Bey için Türkiye’nin en saygın ailelerinden Aydın Bolak’ın oğlu Doğan Bey’den ayrılmıştı. Yani onlarınki tam anlamıyla ‘devlerin aşkı’ydı.
Cem-Ümit Boyner arasındaki aşkın boyutunu anlamak için fazla bir şeye gerek yoktu, çünkü her hallerinden belli oluyordu. Sürekli el ele, yanak yanağa idiler. İşte, tatilde, davetlerde ve hatta hobilerini gerçekleştirirken bile birlikteydiler. Hatta Cem Bey’in en son sergisinde yer alan nü fotoğrafların çekiminde eşi Ümit Hanım asistanlık yapmıştı.
EŞİNE HAZIRLADIĞI PARTİ HALA DİLLERDE
O yüzden Cem Boyner’in eşini aldatmasına aklım ermiyor! Çünkü Cem Boyner, eşine o kadar düşkündü ki, Ümit Hanım’a 3 yıl önce öyle bir 40. doğum günü kutlaması yapmıştı ki, bu sürpriz hala dilden dile dolaşır. Ümit Hanım’a verdiği değeri gösteren bu doğum günü partisi için Cem Bey, Cunda Adası’ndaki villasının karşısındaki küçük adayı parti mekanı olarak seçmiş ve orada çok özel bir parti düzenlemişti. Davetliler İstanbul’dan özel uçaklarla taşınmış, parti mekanı olan ıssız ada, en lüks kulüplere taş çıkartacak şekilde tepeden tırnağa süslenmişti. Sofrada bir tek kuş sütü eksikti. İstanbul’dan götürülen DJ eşliğinde sabaha kadar eğlenilmişti. Cem Bey, hem eşine hem de İstanbul’un elitlerine unutamayacakları bir gece yaşatmıştı. İşte bütün bunları bilen biri olarak, Cem-Ümit Boyner çiftinin arasına kara kedi girdiğini duyunca inanamadım, inanmak istemedim.
Dilerim yaşadıkları eski günleri hatırlar ve o büyük aşkın hatırına yaşanılanları unutup tıpkı eskisi gibi yine el ele, göz göze, gülen yüzleriyle davetlerde karşımıza çıkarlar. Ama barışsalar da, magazin dünyasındaki ‘Aliye bombası’nda olduğu gibi sosyetede de ‘Cem bombası’ uzun süre gündemden düşmeyecek gibi görünüyor.
CEM BOYNER KABUL ETMEDİ
Cem Boyner ile eşi arasında yaşananlar bu kadar detaylı bir şekilde dilden dile dolaşırken, acaba Cem Bey bu konuda ne diyecek diye kendisini aradım. Bir iş gezisinde olan Cem Bey’i İtalya’da buldum. Haklarında konuşulan dedikoduları aktardığım Cem Bey, sinirlenmek, bağırıp çağırmak yerine, gayet soğukkanlı cevaplar verdi. Cem Bey, genç bir sevgilisi olduğu, Ümit Hanım’ın bu olayı duyduğu, Koç çiftinden de barışmak için yardım istediği dedikodularının hiçbirinin doğru olmadığını söyledi
Bu haberin ardından Sabah, bugün Boyner’den özür dileyen ikinci bir haber yayınladı. Haberde “Boyner Ailesi’ni boş yere üzdük. Güvenilir kaynak olarak düşündüğümüz kişilerden aldığımız haber doğru değilmiş. Cem Boyner ve eşi Ümit Hanım’ı yanlış bir habere konu ettiğimiz için özür dileriz” denildi.
Milliyet’in haberi yalan çıktı
Milliyet gazetesinde yer alan Aşkın Şeran isimli kişinin, “namaz kılmıyor” diye öldürüldüğü haberinin doğru olmadığı ortaya çıktı.
Ölen şahsın, iki kişi arasında çıkan kavgayı ayırmaya çalışırken kazara öldürüldüğü belirtildi. İddiaya göre, Önder Yurdakul isimli şahıs, daha önceden karşılıklı husumeti bulunan seyyar satıcı Aslan Pehlivanlıoğlu ile atışmaya başladı. Bunun üzerine Yurdakul, cebinden çıkardığı bıçağı sallamaya başladı. Çaycılık yapan Aşkın Şeran, kavgayı ayırmaya kalkıştı. Yurdakul”un elindeki bıçakla yaralanan Şeran, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi”ne kaldırıldı. İlk tedaviden sonra Ankara”ya sevk edilen Şeran iki gün sonra hayatını kaybetti.
Olayın şahitlerinden Memduh Pekduru, ‘Şeran iyi bir insandı. Her zaman namazını kılar, ibadetini yapardı. Seyyarlar ile Yurdakul, dövüşürken ayırmak isterken bıçak yedi.’ şeklinde konuştu. Çevre esnafından Uğur Erol da Yurdakul”un, elindeki bıçakla birkaç kişiyi yaraladığını, kavgayı ayırmak isteyen Şeran”ın da bu şekilde yaralandığını vurguladı.
Ali Bulaç içki içti mi?
Trabzon’da lüks bir otel.. Bulaç valizini toplamış otelden ayrılmak üzere. Lobiden önüne ekstra harcamalarının faturası konuluyor. İşte bu andan sonra Bulaç kopuyor. Hesabında birçok içki kalemi var. Hem de her türlüsünden.
Bulaç kızarıyor, bozarıyor ve görevliye itiraz ediyor:
-Bunda bir yanlışlık var. Ben içki içmedim.
-İçmişsiniz efendim, kayıtlarda öyle gözüküyor.
Ali Bulaç’ın itirazı devam ediyor:
-Kardeşim ben Ali Bulaç’ım. İmam Hatip mezunuyum. Hayatımda hiç içki içmedim.
Görevli müşterisinin kararlılığını görünce, garsonu çağırıyor:
-Beyefendi içki içmediğini söylüyor.
Garson şaşkın:
-Ama bu o beyefendi değil ki…
“O beyefendi” dedikleri kişi, Ali Bulaç’a feci bir oyun oynamış. O beyefendi, Bulaç’ın yakın arkadaşı, dostu Mehmet Altan’dan başkası değil. Meğer Mehmet Altan içip içip, Ali Bulaç’ın oda numarasını garsona yazdırıyormuş. Bunu öğrenen Bulaç derin bir nefes alıyor ve arkadaşına verip veriştiriyor.
Peki Mehmet Altan bu konuya ne diyor?
Fransa’da Altan’la Bulaç’ı biraraya getirdik. Güldü Altan, yaptığından büyük keyif almışa benziyordu. Ama yine de Bulaç’ı zor durumda bırakıyor:
-Bakın, Ali yalan söylüyor. Kendisi içki içerken yakalandı ve bu eylemini meşrulaştırmak için beni alet ediyor. Yani ben böyle bir şey yapar mıyım?
Bulaç gülüyor, gülerken kızarıyor:
-Mehmet millet ciddi sanacak sus.
Ve tabii Fransa’da günlerce bu konu konuşuldu. Altan sonunda şaka yaptığını belirti de Bulaç bir kez daha rahatladı.
-
Yeni
- Çağlayan sendikaları uyardı
- Bursa’da işçinin gözyaşları
- Bu tuvalet vali onaylı
- Çorum’da ATM fareleri
- Aksaray’daki dram yürek dağladı
- Kaza üç gün sonra ortaya çıktı
- Belediye başkanına taşlı saldırı
- Bu kadarına da pes doğrusu!
- Kanlar içinde evrak imzaladı
- Tüpraş’da işçiler protesto etti
- Japon turist kaza kurbanı
- Başkentte elektrik kesintisi
-
Bağlantılar
-
Arşiv
- Ağustos 2008 (1915)
- Temmuz 2008 (3452)
- Haziran 2008 (918)
-
Kategoriler
- Adalar
- Aids
- Akdeniz
- Alışveriş
- Anılar
- Asparagas
- Avcılar
- Çatalca
- çocuk
- B. Çekmece
- Bahçelievler
- Bahçeşehir
- Bakırköy
- Bankacılık
- Bayrampaşa
- Bağcılar
- beslenme
- Beykoz
- Beyoğlu
- Beşiktaş
- Cinsellik
- D. Anadolu
- Diğer
- Ekonomi
- emekli
- Eminönü
- Erkek Sağlığı
- Esenler
- Eyüp
- Fatih
- G.D. Anadolu
- G.Osmanpaşa
- Güngören
- Gezi
- İçanadolu
- İşçi
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS