Tüm Haberler

Haberler bizde…

Göztepe’de bebek ölümleri

Başhekim Doç. Dr. Rafet Yiğitbaşı, gazetecilere yaptığı açıklamada, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde dün ve önceki gün 4 bebeğin vefat ettiğini belirtti.

Yiğitbaşı, ‘En yetişkin uzmanımızın görevli olduğu dün akşam 3 bebeğimiz vefat etmiştir. Ondan 1 gün önce de 1 bebek kaybettik. Yani 2 günde 4 bebek hayatını kaybetti’ dedi.

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | | Henüz Yorum Yok

Veliler bu mektubu iyi okusun

Sağlık Bakanlığı, ilköğretim çağındaki çocuklara doğru beslenme alışkanlıklarının kazandırılması amacıyla 6 milyon 600 bin öğrenci ve velilerine mektup yollayacak.

Çocuklarının sevdiği her besinin onlar için yararlı olmadığının ifade edileceği mektupta, velilerden çocuklarına;
Kemik, diş ve kaslarının gelişimi, yaşı ile ağırlığına göre ideal boy uzunluğuna sahip olabilmesi için; her gün 2-3 su bardağı süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir,
Hastalıklara karşı daha güçlü olması, gözlerinin, dişlerinin, cildinin sağlığı ve kabız olmaması için; her gün 5 porsiyon taze sebze veya meyve,
Beyin gelişiminin tam olması, hastalıklara karşı dirençli olması ve kansızlıktan korunması için; her gün 2-3 köfte büyüklüğünde et (tavuk, balık veya hindi) ya da 1 tabak kuru baklagil yemeği (kuru fasulye, nohut, mercimek vb.), buna ilave olarak haftada 3-4 kez 1 adet yumurta,
Enerji sağlaması, sinir sisteminin güçlenmesi için; her gün 4-6 orta dilim ekmek, 1 tabak pilav ve ya makarna, 1 kase çorba veya 1 orta dilim börek’
yedirmeye özen göstermeleri istenecek.

Çocuklarını günde 3 ana ve 2 ara öğün şeklinde beslemeleri gerektiğine işaret edilen mektupta, velilere ayrıca şu önerilerde bulunulacak:
Sabah kahvaltısı çocuğunuzun okul başarısı için önemlidir, kahvaltı yapmadan güne başlatmayınız, öğün atlatmayınız.
Ara öğünlerde çocuğunuzun sağlıklı beslenmesi için meyve, ayran, süt, taze meyve suları, peynirli sandviç, küçük kek veya poğaça gibi besinleri tercih ediniz.
İyotlu tuz tüketiniz, iyotlu tuzunuzu koyu renkli cam şişelerde ağzı kapalı saklayınız. Tuzu yemeğe ocaktan indirmeye yakın katınız ve yemeği pişirdiğiniz kabın ağzını kapalı tutanız.
Çocuğunuzun vücut organlarının düzenli çalışması için günde 2 – 2,5 litre su/sıvı tüketmesini sağlayınız.
Çocuğunuzun vücut ağırlığındaki değişikliklere (şişmanlık , zayıflık) dikkat ediniz.
Okul beslenme çantasını evde yapılmış bir tost, yumurta, kek, poğaça, börek vb., taze meyve, ayran, salatalık, domates ve havuç gibi yiyeceklerle hazırlayınız.
Çocuğunuzu açıkta satılan besinleri almaması konusunda uyarınız.
Çocuğunuza yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak için siz örnek olunuz. Çocuğunuzun aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli besinler yerine sağlıklı besinleri seçmesini teşvik ediniz.
Okul beslenme çantası temizliğine çok dikkat ediniz.
Çocuğunuza el yıkama ve diş fırçalama alışkanlığını kazandırınız.
Çocuğunuzun hareketli bir yaşam sürmesine dikkat ediniz. Çocuğunuzu herhangi bir spor dalı ile ilgilenmesi konusunda destekleyiniz.

YETERLİ VE DENGELİ BESLENMENİN ÖNEMİ
Öğrencilere gönderilecek mektupta ise sağlıklı büyüme ve gelişmenin yeterli ve dengeli beslenmeyle mümkün olduğu anlatılacak. Öğrencilere, yeterli ve dengeli beslenmek için dört besin grubunda (süt grubu, et-yumurta-kuru baklagil grubu, sebze-meyve grubu, ekmek ve tahıl grubu) yer alan besinleri her gün önerilen miktarlarda tüketmeleri gerektiği vurgulanacak mektupta, şu öneriler yer alacak:
Kahvaltı yapmadan güne başlamayınız. Kahvaltı güne sağlıklı başlamanız, öğrenme ve öğrendiklerinizi hatırlamanız için çok önemlidir.
Öğün atlamayınız.
Vücut ağırlığınızı dengede tutunuz. Hareketli bir yaşantı sürdürmeye özen gösteriniz.
Şeker ve yağ içeriği yüksek besinler yerine besleyici değeri yüksek besinleri tercih edin.
Beslenme çantanızda; süt veya ayran, peynir, meyve veya taze sıkılmış meyve suyu, ekmek, taze sebze (örnek maydanoz, domates vb.), haşlanmış yumurta veya köfte veya balık veya tavuk eti, evde yapılmış kek, kurabiye veya poğaça bulundurunuz.
Okul çevresinde kontrolsüz koşullarda üretilen ve açıkta satılan besinleri satın almaktan kaçınınız.
Günde iki kez dişlerinizi fırçalayınız.
Yemeklerden önce ve sonra ellerinizi yıkamayı unutmayınız.

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Çocuklara balık yağı

Araştırmalar, bol miktarda “Omega 3″ içeren balık yağının, çocukların zihinsel gelişimlerinde önemli bir rol oynadığını hatta sınav başarılarını artırdığını ortaya koyuyor. 15-16 yaş arası 184 öğrenciye 12 hafta boyunca balık yağı kapsülleri veren İngiliz araştırmacılar, aldıkları sonucu şöyle özetliyor: “Derslerinde iyi not alanların oranı yüzde 24′ten, 34′e yükseldi!”

Kaynak: Sabah

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , | Henüz Yorum Yok

1001 tüp bebek biraraya geliyor

Antalya Tüp Bebek Merkezi tarafından merkezin bininci bebeğinin doğumu sebebiyle organize edilecek şenlikte tüp bebekler, 17 Eylül Pazar günü, saat 16.30-18.00 saatleri arasından Antalya Port Lara 2 No’lu plajda bir araya gelecek.

Şenlikte, Sihirli Annem dizisinden tanınan Defne Joy Foster da çocuklarla bir arada olacak. Animasyonların bulunacağı ve çocuklara çeşitli hediyelerin dağıtılacağı şenliğe, Antalya Tüp Bebek Merkezi personeli, doktorları ve çok sayıda tüp bebek sahibi olmuş aile katılacak.

Konuyla ilgili bilgi veren Antalya Tüp Bebek Merkezi Medikal Direktörü Op. Dr. Kemal Özgür, Antalya’da bulunan Tüp Bebek Merkezi’nin kurulduğu 2001 yılından bu yana çok sayıda aileyi çocuk sahibi yaptığını ifade ederken, bininci bebeğin dünyaya gelmesiyle de çok büyük bir heyecanı beraberinde yaşadığını söyledi.

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Çocuğunuz bağımlı mı?

Çocuğunuzun uyuşturucu kullandığını nasıl anlarsınız?


Uyarıcı ve uyuşturucu haplar, her kullanımda beyinde hücre kaybına sebep olur. Çocuğunuz aşırı unutkan olduysa, gözlerinde yaşarma, sulanma ve kızarma varsa, yüzünde aşırı kızarma görüyorsanız dikkat edin. Hap kullanıyor olabilir.

Son yıllarda özellikle gençler arasında bağımlılık yapan uyuşturucu ve uyarıcı hap (ecstasy, captagon) kullanım oranı giderek artıyor. İlk başlarda olumsuzlukları unutturduğu, heyecan verdiği düşünülse de, kısa sürede bağımlılık oluşturan bu haplar ruhsal ve bedensel çok ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Ecstasy, diğer uyuşturucu maddelere göre daha kolay ulaşılabildiği ve bağımlılık yapmadığı sanıldığı için daha yaygın kullanılıyor. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ergen-Genç-Erişkin Kliniği Şefi Psikiyatr Doç. Dr. Kemal Sayar, kliniğe müracaat eden gençlerin yarısının madde bağımlısı olduğunu söylüyor. Gençlerin bu tür maddelere yönelmesindeki sebepleri ailede aramak gerektiğini belirten Sayar’a göre, ekonomik ve sosyal sıkıntılar sonucu ailenin çözülmesi ve gençlerin üzerindeki dikkatin azalması olumsuzlukların başlıca sebebi. Aile bir arada yaşadığı halde, anne-babalar çocuklarına yeterince ebeveynlik yapmıyor, gerektiği kadar zaman ayırmıyor. Çocuklar, televizyonda ve video oyunlarında gördükleri parlak, ışıltılı dünyaları ve heyecanı gerçek hayatta yaşamak istiyor. Çocuğun hayatında var olan anne-baba, onun için kararlı bir üs gibi emniyet veriyorlar. Anne-baba hayatında yoksa çocuk, o ışıltılı dünyanın baştan çıkarıcı unsurlarının peşine koşuyor. Bu noktada karşısına ilk olarak madde kötüye kullanımı çıkıyor.

Her hastalığın, her bağımlılığın kendisini gösteren, dışa ya da duygulara yansıyan belirli, belirsiz özellikleri olduğu gibi bu durumlarla karşılaşan çocukların da bazı özellikleri var.

Çocuğunuzun akademik başarılarında düşme varsa, eve bulutların üzerinde gibi geliyorsa, şaşkınlık emareleri gösteriyorsa, unutkanlık emareleri gösteriyorsa, bazı şeylerini okulda unutuyorsa, bazı şeylerin hesabını iyi veremiyorsa, para çalmaya başlamışsa, vücuduna zarar verici davranışlarda bulunuyorsa, gözlerinde yaşarma ve sulanma varsa, yüzünde ve gözlerinde aşırı kızarma gözlüyorsanız şüphelenmelisiniz. Çocuğunuzun arkadaş gruplarına çok dikkat etmeli, olumsuz arkadaşlarla dolaşmaya başlamışsa, arada bir kayboluyorsa ve gece belirsiz saatlerde gelmeye başlamışsa mutlaka tetikte olmalısınız.

Doç. Dr. Kemal Sayar, toplumun hızla değişmesiyle birlikte, eski değerler aşınırken yerine yeni değerlerin konulamamış olmasının da gençlerin bir değersizlik buhranıyla karşı karşıya kalmalarına sebep olduğunu söylüyor. Gençlerin hayatı sevmediğine dikkat çeken Sayar, ‘Her gün yüzlerce gencin hikayesini dinliyorum. Gençler öyle şeyler anlatıyor ki vizite sonunda gazetelerin 3. sayfalarını okumuş gibi oluyorum. Büyük bir değer buhranı var. Gençler tutunacak dal bulamıyor, aidiyet hissedemiyor. Moral değerler hızla aşınıyor; ama onların yerine konulacak bir şey bulunamıyor. Popüler kültür insanlara geçici sahte aidiyetler sunuyor; fakat tam olarak gençleri tatmin etmiyor. Anne-baba yok, sağlam değerler yok. Gençler suni mutluluklara koşuyor. Haplar onlara geçici bir şekilde kendilerini iyi hissetme imkanı veriyor.’ diyor.

Tedavi için çevre değişmeli

Hap kullanan gençler, bir süre sonra suni mutluluğa alıştıkları için bu maddeler olmadan mutlu olmayı unutuyor. Hayatın güzelliklerini ancak bu şekilde görebileceklerini sanıyorlar ama, bu maddeler zaman zaman öyle büyük depresyona yol açıyor ki, uzun vadede ciddi moral bozukluğu yaşıyorlar. Bu da gençlerin hayattan soğumalarına ve küsmelerine yol açıyor. Hayata bir türlü tutunamıyorlar. Haplar karaciğeri iflas ettiriyor. Her kullanımda beyinde hücre kaybına sebep oluyor. Bir süre sonra beyin de iflas etmeye başlıyor. Özellikle tiner, bali çeken gençlerde beyin ve akciğer hızlı bir şekilde ölüyor. Zaten bir müddet bu maddeleri kullanan insanlarda iç organlar iflas ediyor. Bağımlı bir kişinin tedaviden sonra eski sağlığına kavuşması çok zor oluyor. Bu maddelerin her alımında vücudun yeni hücrelerini öldürdüğünü unutmamak gerekiyor. Sınavlara hazırlanan çocuklar uyanık kalmak için kullandıklarını söylüyor; ama uzun vadede bu haplar unutkanlığa yol açıyor. Uyarıcı olan hap o an içindir; fakat kronik kullanımında zihnin yavaşlamasına ve zayıflamasına yol açar. Tedavi için kişinin motive olması çok önemli. Eğer istiyorsa ailenin de desteğiyle çok hızlı tedavi olabilir. Beden maddeden yi arındırdıktan sonra birtakım motivasyon egzersizleri veriliyor. Madde kullanımını bırakmanın en önemli şartı, bulunulan çevreden uzaklaşmaktır. Çoğu, mahalle arkadaşlığı gibi bir alt kültürün sonucu olarak başlıyor. Bağımlı olsalar bile arkadaşlığını devam ettirmek için genç de kullanmaya başlıyor.
Zaman

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Çocuklara şarjlı fırça

 Erciyes Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bülent Kesim, ”El yeteneği tam gelişmemiş çocuklarda daha etkin diş fırçalama işlemi için şarjlı veya pilli diş fırçaları kullanılabilir” dedi.

Prof. Dr. Kesim, genel vücut sağlığının ayrılmaz parçası olan diş sağlığı konusunda bazı yanlış uygulamaların yapıldığını söyledi. Özellikle çocukluk döneminde yanlış uygulamaların görüldüğünü, bunda kendi diş sağlığına önem vermeyen ebeveynlerin bilinçsizliğinin önemli rol oynadığını kaydeden Kesim, çocuklarda diş fırçası ve diş
macunu seçiminin önem taşıdığını vurguladı.

Ebeveynlerin, çocuklar için üretilmiş kaliteli ve sağlıklı diş fırçalarını tercih etmesi gerektiğini belirten Kesim, ”Çocuklar için üretilen diş fırçaları, çocukların ağız yapısına uygun olduğu gibi, renk, koku, tat ve şekil olarak çocukların ilgisini çekerek diş fırçalama alışkanlığının edinilmesine katkı sağlıyor. Ayrıca, 3 yaş
altındaki çocuklarda yumuşak başlı diş fırçalarının kullanılmasına özen gösterilmelidir. 5 yaş altındaki çocuklarda el yeteneğinin tam gelişmemiş olabileceği gerçeği gözardı edilmemelidir. El yeteneği tam gelişmemiş çocuklarda daha etkin diş fırçalama işlemi için şarjlı veya pilli diş fırçaları kullanılabilir”dedi.

Prof. Dr. Kesim, 3 yaşından küçük çocuklarda florürlü diş macunu kullanımının zehirlenmelere yol açabileceği uyarısında bulunarak, ”3 yaşından küçük çocuklar ‘oral dönem’ denen dönemdedirler. Bu yaşlardaki çocuklar maddeleri tanımak için hemen her maddeyi ağızlarına götürürler ve tadına bakarlar. Çoğu zaman da bu maddeleri
yutabilirler. Yetişkin diş macunlarında bulunan, yutulmadığı takdirde yararlı olan flor veya diğer maddeler yüksek miktarda yutulduğunda çeşitli zehirlenmelere yol açabilir. Bu nedenle, özellikle 3 yaşından küçük çocuklarda macunsuz diş fırçalanmasını ya da yutulsa bile zararlı etkileri olmayan çocuk diş macunlarının kullanılmasını önermekteyiz”diye konuştu.

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Çocukları güneşten koruyun

Hacettepe Üniversitesi (H.Ü) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Songül Yalçın, son yıllarda cilt kanserinde artış olduğunu belirterek, ”Çocukluk döneminde güneşe aşırı maruz kalınması, ileride cilt kanseri olma riskini artırıyor” dedi.

Yalçın, yaptığı açıklamada, yaz dönemiyle birlikte çocukların güneşte çok fazla kaldıklarını, bunun da sağlıklarını olumsuz etkilediğini söyledi. Güneşlenmenin ilk etkisinin, deride güneş yanığı ve eritem (kırmızı döküntülü bir hastalık) olduğunu belirten Yalçın, melanin (koyu renkli pigment) üretiminin uyarılması sonucu bir kaç gün içinde bronzlaşma olduğunu, böylece derinin en dış tabakasının kalınlaştığını ve derinin alt tabakalarına ultraviyole (UV) radyasyonun geçişinin azaldığını söyledi.
Deri tipine bağlı olarak kızarıklık ve bronzlaşma döneminin değişebileceğini belirten Yalçın, şunları söyledi:

”UV radyasyonla kronik temas, kan damarlarında değişikliklere, çillere, benlere yol açıyor ve kahverengi deri değişiklikleri oluyor. Bu durum derinin yaşlanmasını artırıyor. Bronzlaşma ilk başta güzellik diye kabul edilebilir. Ama uzun dönemde baktığımızda, derinin yaşlanmasını artırıp, elastikiyetini kaybettiriyor. Kırışıklığa yol açıyor.”

CİLT KANSERİNDE ARTIŞ VAR
Son yıllarda cilt kanserinde artış olduğuna işaret eden Yalçın, deri kanserinden ölümlerin, güneşe maruz kalmaktan dolayı benlerde gelişen ve daha sonra bütün deriye yayılan ”maling melanom” adı verilen kanser türünden kaynaklandığını söyledi. Yalçın, ”Bu hastalığa özellikle erken yaşlarda güneş yanığı öyküsü olanlar yakalanıyor. Yani çocukluk dönemlerinde çocuklarımız güneşe aşırı maruz kalırlarsa, ileriki dönemlerde cilt kanseri olma riskleri artıyor” dedi. Yalçın, güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalınmasının, bağışıklık sisteminin baskılanmasına da yol açtığını ifade ederek, bu baskılanmanın, hafif seyreden deri kanseri tipini taşıyan kişilerde hastalığın seyrini ağırlaştırdığını ve ciddiyetini artırdığını söyledi. Yalçın, ”Bazı hastalıklar vücuda girer ve burada uyumaya başlar. Güneşle aşırı temas, uyuyan bazı mikropları atağa kaldırırken, çeşitli hastalıkları da tetikliyor” dedi.

”BRONZLAŞMAK VÜCUDUN SAVUNMA MEKANİZMASI”
Yalçın, toplum tarafından sağlıklı olarak bilinen bronzluğun, UV radyasyonunun daha fazla zarar vermemesi için vücudun savunma mekanizması olduğunu söyledi. Bronzlaşmanın, kişiyi güneşten korumayacağına işaret eden Yalçın, bunun, beyaz tenli kişilerde düşük faktörlü bir güneş kreminin kullanılması kadar koruyucu olabileceğini kaydetti. Suyun içinde de güneş yanığı oluşabileceği uyarısında bulunan Yalçın, suyun, UV radyasyon için çok az bir koruma sağladığını, hatta sudaki yansımaların UV’nin etkisini daha da artırabildiğini kaydetti.

”BELLİ ARALIKLARLA GÜNEŞLENMEK YANLIŞ”
Yalçın, güneş kremlerine güvenerek uzun süre güneşlenmenin yanlış olduğunu vurgulayarak, ”Bu kremler kullanılsa bile uzun süre güneşte kalınmamalı. Güneş kremleri, faktörüne göre belli bir süre koruma sağlar” dedi. Uygun şekilde kullanılan kremlerin güneşten koruyabileceğini belirten Yalçın, şunları söyledi: ”Güneş banyosu sırasında düzenli ara verilirse, yanık oluşmaz diye düşünülebilir. Ancak UV radyasyonu deride birikir ve olumsuz etkiye yol açar. Yani bu düşünce doğru değil. Güneşin sıcak ışınları hissedilmediği sürece yanık oluşmaz düşüncesi de yanlıştır. Çünkü UV radyasyonu kişide sıcaklık artışına yol açmadan yanık oluşturabilir.”

Yalçın, güneşin etkisinin az olduğu saatlerde dışarı çıkılmasını önererek, ”Sabah 10′dan önce ve akşam 16′dan sonra güneşe çıkılmalı ve mutlaka şapka giyilmeli, koruyucu kremler sürülmeli” dedi. Yalçın, UV radyasyonunun çok büyük bir kısmı buluttan geçtiği için bulutlu havalarda da dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Akraba evliliği büyük risk

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Çocuk Nörolojisi ve Kas Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Haluk Topaloğlu, çocukları tekerlekli sandalyeye mahkum eden kas ve sinir hastalıklarının, akraba evliliğiyle birlikte artış gösterdiğini bildirdi. İstanbul’da devam eden ”11. Dünya Nöromosküler (kas ve sinir) Hastalıklar Kongresi”nin 2 başkanından biri olan Prof. Dr. Topaloğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kas ve sinir hastalıklarının doğuştan ya da sonradan ortaya çıktığını söyledi.

Haluk Topaloğlu, hastalığın, akraba evliliğinin yaygın olduğu ülkelerde daha sık görüldüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti: ”Türkiye’de 140 bin kas ve sinir hastalıkları hastasının 100 binini çocuklar oluşturuyor. Bu çocukların büyük bir kısmı tekerlekli sandalyeye mahkum yaşıyor. Çünkü kalıtımla geçen kas ve sinir hastalıklarını ancak kısmi tedavi edebiliyoruz. Hastalığın yüzde 80′i kalıtımsal, yüzde 20’si ise sonradan ortaya çıkıyor. Dolayısıyla akraba evliliği arttıkça görülme oranı da artıyor.”

AKRABA EVLİLİĞİ ARTTI
Prof. Dr. Topaloğlu, Türkiye’de akraba evliliğinin son 10 yılda arttığını ve yüzde 20′lerden yüzde 22-23′lere çıktığını vurgulayarak, bu oranın Avrupa ülkelerinde 10 binde 4 olduğunu bildirdi. Topaloğlu, Türkiye’de akraba evliliğinin fazla olduğu doğu bölgesinde hastalığın da yaygın olduğuna işaret etti. Hastalığın çocuklarda yürüme yetisinin kaybolmasına neden olduğunu ifade eden Topaloğlu, ”Böyle bir çocuk doğduğu zaman aileye bomba düşmüş gibi oluyor. Aynı hastalıkla doğmuş 4-5 çocuğu olan aileler bile var” dedi. Bu çocukların tedavisinin, 5-6 farklı branştan oluşan bir hekim grubu tarafından izlendiğini belirten Topaloğlu, hastalığın anne karnında ancak ikinci bebekte genetik testle tespit edilebildiğini kaydetti.

Prof. Dr. Haluk Topaloğlu, ailelere de, ”Akraba evliliği yapmayın. Çocuklarınızı tekerlekli sandalyeye mahkum etmeyin. Eğer akraba evliliği yaparsınız, çocuğunuzun sakat kalma riski çok yüksek” uyarısında bulundu.

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

Oyuncak seçimi önemlidir

Oyuncak Rehberi
Oyuncaklar, dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren bebeğin hareketlerine düzen getiren, zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimlerine yardımcı olan, hayal gücünü ve yaratıcı yeteneklerini geliştiren en önemli araçlardır. Oyuncaklar, bir yandan bebek için eğlenceli anlar yaratırken, diğer yandan da etkili bir eğitimsel görev üstlenirler. Duygusal ve fiziksel gelişim açısından, en doğal ve en aktif öğrenme ortamı oyun sırasında oluşmaktadır.
Oyuncakların önemi

Bebeğiniz doğar doğmaz dış dünyayı duyu organları aracılığı ile tanımaya başlar. Çevresinde bulunan her nesne onun için uyarıcı ve öğretici niteliğindedir. Hızla büyüdüğü ve değiştiği ilk yıllarda oyun ve oyuncaklar, bebeğinizin neredeyse tüm zamanını alır.

Duygusal ve fiziksel gelişim açısından, en doğal ve en aktif öğrenme ortamı oyun sırasında oluşmaktadır. Oyun, bebeğin hayal gücünü ve yaratıcılık yeteneğini geliştirir, düşünmeyi ve keşfetmeyi öğrenmesini, kendisine güven kazanmasını ve sosyalleşmesini sağlar.

Oyunların vazgeçilmez öğeleri olan oyuncaklar, onun zihinsel, bedensel ve psiko-sosyal gelişimine yardımcı olur. Bir yandan bebek için eğlenceli anlar yaratırken diğer yandan da etkili bir eğitimsel görev üstlenir. Oyuncak, bebeği oyalayarak annenin rahat etmesini sağlayacak bir nesne olarak değil, önemli bir eğitim aracı olarak görülmelidir.

Bebeğinizin gelişiminde bu derece önemli bir rol oynayan oyuncakların seçimini özenle yapmalı, alacağınız oyuncağın onun yaşına, gelişim dönemine, beceri ve ilgilerine uygun olmasına dikkat etmeli ve her zaman güvenilirliğini kanıtlamış markaları tercih etmelisiniz.

Pedagoglar bebeğinizin ilk oyuncakları arasında bulunması faydalı olanları şöyle sıralıyor:

Peluş Oyuncaklar

Sarılıp uyuyabileceği yumuşacık bir peluş oyuncak, bebeğinizin yatağında kendisini güvende hissetmesini sağlayacaktır. Aynı zamanda onun için bir arkadaş görevi görecek ve belki de ileride ilk sohbetlerini onunla edecektir. Ayrıca, yumuşak bir oyuncağın bebeğinizin tenine değmesi onu uyaracak ve dokunma duyusunu geliştirecektir.

Egzersiz Oyuncakları

Yetişkinlerin olduğu gibi bebeklerin de sağlıklı bir bedene sahip olmak için bazı egzersizlere ihtiyaçları vardır. Egzersiz oyuncakları, sağlıklı bir şekilde bebeğinizin, kollarını, bacaklarını ya da tüm vücudunu hareket ettirmesini sağlar. Böylece bebeğiniz, eğlenirken bir yandan da fiziksel gelişimini destekleyici hareketler yapabilir.

Şekilli Kutular: Birbirinden farklı boyut ve şekillerdeki kutularla oynamak çocuğunuzun el becerisini geliştirme, nesne-boşluk uydurma, ayırt edebilme yeteneklerini destekleme açısından çok yararlıdır.


İç içe Geçebilen Kaplar:İç içe geçebilen kaplarla oynama, çocuğun birçok becerisini geliştirir. Kapları birbirine vurabilir, iç içe koyabilir, kuleler yapabilir, renklerine göre ayırabilir, altlarına bir şeyler saklayabilir. Böylece hem el becerileri, hem de hayal gücü gelişir.

Müzikli ve Sesli Oyuncaklar: Bütün çocuklar müzik sever! Üstelik müzik çalan ve farklı sesler çıkaran oyuncaklar, bebeğin dinleme ve belleğini kullanma yeteneklerini geliştirir. Ilk başlarda gelişigüzel basıp sesler çıkarabildiği düğmelere daha sonra bilinçli olarak basarak yaratıcılığı da gelişecektir.

Hareketli Oyuncaklar

Bebekler için emeklemeye ve yürümeye başlamak özgürlüklerine kavuşmanın ilk adımıdır. Hareket yetenekleri arttıkça, gördükleri her hareketli nesneyi yakalamak ve incelemek için istek duyarlar. Bu dönemde, peşinden emekleyebileceği ya da minik adımlarıyla yetişmeye çalışacağı hareketli oyuncaklar, bebeğiniz için teşvik edici bir rol üstlenerek onun daha kısa bir sürede başarıyla emeklemeyi ve daha sonra da yürümeyi öğrenmesini sağlayacaktır.


Şekillendirme Malzemeleri: Kil ya da hamur ile çocuğunuzun yaratıcı deneyimler yaşamasını sağlayabilirsiniz. Bu malzemelerle çeşitli şekiller yaparken çocuğunuzun yaratıcılığı gelişir, el kasları güçlenir, renkleri ve şekilleri öğrenir.


Banyo Oyuncakları: Bebeğinizin sudan korkmasını ve yıkanmaktan kaçmasını önlemek için banyoyu onun için keyifli bir hale getirmelisiniz. Suyla oyunlar oynamasına izin vererek ve ona sadece banyoda kullanabileceği çeşitli su oyuncakları alarak bebeğinizin yıkanmayı bir oyun olarak görmesini sağlayabilirsiniz.




Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok

TV’ler kötü örnek

Selçuk Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ramazan Arı, Türk çocuklarının çoğunun hobisinin olmadığını, bu nedenle kendilerini, televizyondan öğrendikleri şiddetle ifade etmeye çalıştıklarını belirtti.

Arı, yaptığı açıklamada, Türkiye’de genel olarak disiplinin baskıyla karıştırıldığını, bunun da gelişme çağındaki çocuklar üzerinde olumsuz etki yaptığını söyledi.

Çocukları şiddete iten en önemli faktörün çevre koşulları olduğunu anlatan Arı, “Çocuğun etrafında, güvensiz bir ortam var. Diğer bireyler gibi çocuk da çevresine yeteri kadar güvenmiyor. Gelişme çağındaki çocuk bir model arar. Bu dönemde el sanatları, enstrüman çalmak, balık tutmak, keyifli sporlar yapmak gibi hobilere yönlendirilmesi gereken çocuklarımız, olumsuz çevre şartları nedeniyle, kendisine şiddetle yaklaşan, baba, ağabey, öğretmen gibi kişileri model almak zorunda kalıyor” dedi. Türk çocuklarının çoğunun hobisinin olmadığını ifade eden Arı, bu nedenle çocukların, kendilerini, televizyondan öğrendikleri şiddetle ifade etmeye çalıştığın vurguladı.

İlk ve orta öğretim çağındaki çocukları, gazetelerin 3. sayfalarına taşıyan şiddet olaylarının şeklini belirleyen unsurun ise televizyon yayınları olduğunu öne süren Arı, şöyle devam etti: “Bir bıçakla ya da silahla işlenen cinayetler ya da şiddet olayları en ince detayına kadar televizyon ekranlarında, hem de çocukların ekran başında olduğu saatlerde gösteriliyor. Çocuklara yanlış model sunulması işte budur. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi televizyondaki şiddet görüntülerine ciddi sınırlamalar getirilmeli. Örneğin ABD’de, şiddet görüntülerini çocukların izleyeceği saatte yayınlanmaması, çok sıkı bir şekilde denetleniyor. Bizim de RTÜK kanalıyla bu işi sıkı tutmamız gerekir.” Prof. Dr. Arı, televizyondaki şiddet görüntülerinin, zaten erkek çocuklarının şiddete özendirildiği bir toplumda tetikleyici rol oynayarak, olumsuzluklara yol açmasının kaçınılmaz bir durum olduğunu sözlerine ekledi.

Temmuz 13, 2008 Yazan: Haberci | çocuk | , , , , , , , , , , , , , , , | Henüz Yorum Yok